03
Ekim

Cennette Esen Rüzgar; Şizen...

03 Ekim 2013 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

Yağmur ve sonbaharın serinliği  kendini göstermese, aylardır  ertelediğim kütüphanemi düzenlemeye girişmeyecektim. Bir elimde toz bezi, bir elimde kitaplar Boris Vian, Oğuz Atay, Sevim Burak ve John Berger’ların arasında kaybolmuşken aslında tek düşündüğüm Şizen’di.

 

Tuluhan Tekelioğlu

Adı, “Cennette esen rüzgar” anlamına gelen  Şizen 17 yaşındaydı. İri iriydi gözleri. Taşıyamadığı göz yaşlarını yanaklarından silerken, gülümsemeyi ihmal etmiyordu. “Annemi ve babamı hatırlayamadığım halde onları çok özlüyorum” diyordu. Gri formasının üzerine dökülen göz yaşları  eteğinde küçük lekeler oluşturmuştu. Bukle bukleydi saçları. Bakışları  ise sanki anne ve babasını kaybettiği günkü yaşında donup kalmıştı.

“ 2 yaşındaymış onlar enkaz altında yok olduğunda” diyordu... Tek hatırladığı ise o korkunç gürültüydü.

“Yer yarıldı, evimiz o koca yarığın içine düştü” diyordu. O anı anlatırken sanki bakışları daha da büyüyordu. Hatırladığı bir başka şey ise anne ve babasının son kez Şizennnnnnnnnnnn  diye haykırmalarıydı. Sonrası; Boşluk!.Kocaman, derin, karanlık bir boşluk…

Yıllar geçtikçe o boşluğun içi kendisine anlatılanların anılarıyla dolmuş, hatırlayamadığı anne ve babasına olan özlemi, çok sevilmiş bir çocuğun hüznü olarak katlanarak artmıştı. Şizen’i dinlerken iç dünyasının yarıldığına tanık  oluyordum. Depremle birlikte içinden kopan parça, yerine bir türlü yerleşemiyordu. Şizen’in gecikmiş yası onu 17’sinde yakalamıştı. Geç gelen yasını  şimdi tutuyordu…Göz yaşları oluk oluk boşalıyordu…

Depremzede öğrencilerin öncelikli olarak kabul edildiği Enka Okulları’na gazeteciliği anlatmak üzere gelmiştim Adapazarı’na. Konuşmamı yaptıktan sonra, yeni çekeceğim belgeselin gençler üzerine olacağını anlatmış, katılmak isteyenlerle karşı karşıya birkaç dakikalığına ön görüşme yapmak istediğimi söylemiştim. Şizen, çalışmada yer almak isteyen gençlerden biriydi. Onu görür görmez duygusal bir kız olduğunu hissetmiştim ancak bu kadar  çabuk bana açılacağını hiç düşünmemiştim.

Dışarıda, kapının önünde arkadaşları beklerken biz bir  odanın içinde ertelenen yasın göz yaşları olduk. Ne kadar kaldı yanımda bilmiyorum. Zaman durdu, kelimeler anlamını yitirdi. Tek nefes olduk. Göz yaşı ile Şizen’in etrafını aydınlatan gülümsemesi kaldı hafızamda... Bir de takıntılarını anlatırken attığı hüzünlü kahkahalar…“Hala sarı renge bakamıyorum” diyordu. Nedenini bilmiyordu. Hafızasında anne ve babasıyla geçirdiği güzel günlerin tadı olarak kalan tek lezzet ise  çikolatalı gofretti…O an yanımda bir çikolatalı gofret olmasını öyle isterdim ki…

Öyle bir şey olsun ki, o gofreti yerken ona anlatılan bütün hüzünlü anılar, anne ve babasıyla ilgili yarattığı sanrılar, ona keder veren her şey içinden silinip, gitsin ve çikolatalı gofreti her ısırışında gecikmiş yasın yerini bir mutluluk ve neşe hali kaplasın istedim.

Koca bir  gün geçti, Şizen aklımdan çıkmıyor. Aylardır ertelediğim kütüphanemi yerleştirme işine giriyorum. O an telefon çalıyor. Karşımda Enver Aysever. “Aykırı insanlarla Aykırı Akademi’yi yaratıyoruz. Yazar mısın?” diyor. İçimden geçenleri okumuş gibi, “bırak kütüphaneni yerleştirmeyi ve yaz!” . Böylece Enver beni 17 yaşındaki bir genç kız ve gecikmiş yası ile baş başa bırakıyor..

Boş ekranın önünde ilk cümleyi düşünüyorum. “Gizli bir delilik hali içinde bu insanlık” diyorum... Sahi, insan neden bu kadar yıkıcı? Sahici insanlık diye bir şey kaldı mı?

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri