01
Ekim

Oyunumuzu geri istiyorum!

01 Ekim 2013 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

Futbol bir eğlenceydi, bir oyundu hepimiz için… Yenmek kadar yenilmek de doğaldı. Eğlenirdik, kritik ederdik, sevinirdik, üzülürdük, heyecanlanırdık…  Bazen hırslanırdık, rakibimizi kızdırırdık… Yenilgi sonrası cep telefonlarımızı kapatırdık ulaşılmamak için… Yenilmenin bile eğlenceli bir tarafı vardı.

 

Selda Öktem

Futbolla ve Fenerbahçe’yle tanıştığımda dört yaşındaydım. Burdur’da yaşıyorduk. Göller bölgesi derbisi de diyebileceğimiz, Burdurspor-Ispartaspor maçına gitmiştik beraber. Yorulduğum için kucağında taşımıştı yol boyunca. Daha önce futbol izlediğimi bile hatırlamıyorum. Yeşil sahayı ve tribünleri hayal meyal anımsıyorum. “Biz hangi takımız” diye sorduğumda, “Şimdi Burdurspor ama her zaman, her yerde Fenerbahçe’liyiz” demişti. Gol atıldığında tribünlerin şenlik yerine döndüğü, havaya fırlatılışım ve sonrasında dondurmayla ödüllendirilişim kalmış aklımda… Annem olmaksızın, babamla baş başa yaşadığımız bu paylaşımın her zaman farklı bir yeri oldu. Sadece babam ve ben… Futbolu da Fenerbahçe’yi de onunla tanıdım ve sevdalandım. Futbol bizim paylaşımımız, ortak dilimiz…

Bir araya gelip maç izlediğimiz zamanlarda, kıyasıya derin tartışmalar yapıyoruz hala. Defansın aslında yanlış dizildiği, bu maçta kontratak futbolunun tercih edilmesi gerektiği, oyuncu değiştirme zamanının gelip de geçtiği gibi… Fikirlerimiz çarpıştığında bazen, özellikle “Sen hiç futboldan anlamıyorsun baba” diyorum. Sırf “Diyene bak… Seni maça ilk ben götürdüm, 25 yıl fazladan izlemişliğim var” desin diye… O günü hiç unutmasın ve hep hatırlasın istiyorum.

Yıllar sonra İstanbul’a yaptığı bir ziyaret, PSV Eindoven ile yaptığımız bir şampiyonlar ligi maçına denk düştü. Sürpriz yapıp ona da bilet aldım. İlk defa Şükrü Saraçoğlu Stadı’na gideceği için çok heyecanlıydı. Bir Fenerbahçe’li için mabette maç izlemek bir ömre bedeldir… Sarı-Lacivert montlarımızla tribündeki yerimizi bulup oturduk. Maçın başlamasına bir saat vardı ve her yer ışıl ışıldı… Babamın etrafı ilgiyle izlediği o anlarda bakışlarına takıldı gözlerim… Son yıllarda babamı hiç bu kadar mutlu gördüğümü hatırlamıyorum. Gözleri dolu doluydu, çocuksu bir sevinç ve heyecan vardı bakışlarında… Döndü ve elini omzuma atıp kendine çekti beni. “İyi düşünmüşsün kızım, çok teşekkür ederim” dedi. Altı üstü Fenerbahçe maç biletiydi ama bizim için çok şey ifade ediyordu.

Gol atıldığında babama sarılmayı özledim. Beraber marş söylemeyi, devre arası kahve kuyruğu beklemeyi… Son yıllarda haftada bir maç öncesi ve sonrası telefonlaşıp kritik yapmayı adet haline getirdik. Onunla geliştirdiğimiz bu ortak dili seviyorum.

Futbol bir eğlenceydi, bir oyundu hepimiz için… Yenmek kadar yenilmek de doğaldı. Eğlenirdik, kritik ederdik, sevinirdik, üzülürdük, heyecanlanırdık…  Bazen hırslanırdık, rakibimizi kızdırırdık… Yenilgi sonrası cep telefonlarımızı kapatırdık ulaşılmamak için… Yenilmenin bile eğlenceli bir tarafı vardı.

Futbol artık siyaset, güç, para ve mafya gibi birçok kavramı içinde barındırıyor. Skor bağımlı iddia oyunları, spora şike karışması ve futbolun “sadece oyun” olmaktan çıkması, bizlerden çok şey aldı götürdü…  

Bunca yıl boşuna mı heyecanlandık, üzüldük veya sevindik, diye düşünüyorum bazen. Taraftar olarak bu samimi duyguları hissederken aldatıldık mı?

Babamla paylaştığımız bu güzel ortaklığın kirletildiği duygusuna kapıldım sonraları… Maç seyrederken eskisi gibi keyif almadığımı fark ediyorum. Yaşadığım hayal kırıklığından sonra kombine almayı bile bıraktım. Anılarımın da masumiyeti bozuldu sanki. Oyunumuzu geri istiyorum…

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri