23
Eylül

BEŞİKTAŞK

23 Eylül 2013 Yazar: Onur Behramoğlu | Köşe adı: KELEBEK CAMI
Tüm Yazılar

 

Ben de baktım mahalledeki tüm çocuklar Fenerbahçeli, “Karşısında kim var?” diye sorup, “Öyleyse ben de Galatasaraylıyım” dedim. Oysa, kenarda tek başına oturan o kavruk çocuk vardı hani...Beşiktaşlı...İşte asıl hikâye o be!..Ne hikâyesi, şiir, şiir!

 

Onur Behramoğlu

Yüzünü görmediğiniz, sesini duymadığınız birisinden hediye aldınız mı hiç? Ben aldım. Hem de bir değil iki tane. Biri siyah-beyaz çubuklu, diğeri düz siyah forma; ilkinde adım, ikincisinde oğlumun adı yazılı. İkisi de 4 numara, oğlumun yaşı. “Sana Beşiktaşlılık yakışır ağabey” notuyla gönderilmiş, ömrümün en anlamlı hediyesi. Gönderen: “Bir Çapulcu kardeşin.”

“Sana Beşiktaşlılık yakışır” ne demek; Beşiktaşlı dedeme, babama bakıp sezsem de, kulübün internet sitesinde okuyorum: “Alınterinin, emeğin değerini biliriz. Toplumsal sorunlara duyarlıyızdır, haksızın karşısında oluruz. Kazanmaktan önce, cesaret, azim ve inançla, ekip ruhu içinde vazgeçmeden mücadele etmeye önem veririz. Ahde vefa gösteririz. Tevazuyu hiçbir zaman elden bırakmayız. Gençlere özel önem verir, sabır ve disiplinle onları geliştirmeye çalışırız. Köklerimizdeki semt kültürünü unutmayız.”

Direnişin manifestosudur bu! Sermaye tahakkümüne karşı emeğin, sonu yıkıma varacak kayıtsızlığa karşı duyarlılığın, zalime karşı mazlumun, ne olursa olsun kazanmaya odaklı tek adam anlayışına karşı omuz omuza toplumsal mücadelenin, düşmanca yok sayılmalarına karşı kimsenin önünde iliklenmeyen ceketi yurtsever devrimciler önünde iliklemenin, kibre karşı alçakgönüllülüğün, gençleri erkenden yıldırıp yaşlandırmaya karşı gençlik ateşinin, devasa rezidans-yaşam merkezi-plazalara karşı avuç içi kadar semtin diklenişi!

Oktay Akbal anlatır: “Bir bahar günü Sait Faik ve Orhan Veli ile birlikte yaptığımız bir Boğaz gezintisini hatırlıyorum. Üsküdar’dan Beykoz’a kadar her iskelede Sait beni sınava çekmişti: ‘Şu iskeleyi anlatmak gerekirse neresinden başlarsın?’ Anadoluhisar iskelesinin yanında küçük bir kahve vardır. Onun önünde durmuştuk. ‘Haydi,’ dedi, ‘madem hikâyecisin, şu kahvede ilk gözüne çarpan nedir, söyle bakalım?’ Baktım, üç dört kişi oturmuş kâğıt oynuyor, kahve içiyor, duvarda birtakım renkli basma resimler...İran Şahı’nın Atatürk’le resmi falan. Bu resimleri belirtirim, dedim. Kızdı birden. ‘Ulan’ dedi, ‘o kenarda tek başına oturan ihtiyar sakallı var ya? İşte asıl hikâye o be!’ Gerçekten denize doğru bir küçük ihtiyar oturmuştu. Yalnız, sıkıntılı bir hali vardı. Vapuru da değil, denizi de değil, kahvenin önündeki o pis suları seyrediyordu. Sait, yol boyunca, hep o ihtiyardan söz açtı durdu...”

Ben de baktım mahalledeki tüm çocuklar Fenerbahçeli, “Karşısında kim var?” diye sorup, “Öyleyse ben de Galatasaraylıyım” dedim. Oysa, kenarda tek başına oturan o kavruk çocuk vardı hani...Beşiktaşlı...İşte asıl hikâye o be!..Ne hikâyesi, şiir, şiir!

Kaşkolumu o kavruk çocuklarla birlikte sarıyorum Van depremzedelerine...O çocuklarla beraber yürüyorum gazın, merminin üzerine...Onlarla bir ağızdan marşlar söylüyorum: “Gün doğdu, hep uyandıııık...”

Kendime bile karşıyım şimdi: “Bana Beşiktaşlılık yakışır” diyorum.

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri