23
Eylül

Kim ki-Duk İstanbul'daydı

23 Eylül 2013 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

“Beyazı görmek istiyorsanız önce siyahı görmelisiniz” mottosuyla hareket eden Ki-Duk, önünüze koyduğu beyaz perdenin arkasına dayadığı mürekkebi ile gözlerinizden sözlerinize inerek belki de en gürültülü sessizlik yaratan yegane insanlardan birisi olmayı başarıyor.

 

Arya Su Altıoklar

 

Geçen hafta 10 yaşında tanıştığım bir dostlumla karşılaştım. 

Kim ki-Duk, Güney Kore - Türkiye sinema haftası kapsamında Türkiye’ye geldi, yetmedi bir de sevenleri ile söyleşti.

Güney Kore sinemasının en başarılı yönetmenlerinden biri olan Kim ki-Duk, hatta benim için en başarılısı, sinema dünyasına 1996 yılında yine çok küçük bir bütçe ile çektiği “Timsah” filmi ile başladı. Venedik, Berlin, Cannes demeden, çektiği neredeyse bir çok filmle dikkat çekip, sayısız ödül kazanan Ki-Duk ile tanışıklığım bundan 9 yıl öncesine dayanıyor, ilk izlediğim filmi "3-iron" sinemaya bambaşka bakmama sebep olan başlıca filmler arasında. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı zamanlar ve anların peşinde koşan bu çılgın Koreli, filmlerinde karakterlerini bıdı bıdı konuşturmaktan çok, kurduğu dünyasına aksettirilen duyguları haykırtarak, sözcükleri size bırakıyor.

“Beyazı görmek istiyorsanız önce siyahı görmelisiniz.” mottosuyla hareket eden Ki-Duk, önünüze koyduğu beyaz perdenin arkasına dayadığı mürekkebi ile gözlerinizden sözlerinize inerek belki de en gürültülü sessizlik yaratan yegane insanlardan birisi olmayı başarıyor. Mesele Ki-Duk'un yarattığı bu büyülü halin kaynağını sorulamaya geldiğinde ise alışagelmeyen bir durum bizi bekliyor; çünkü onun kaynağı ne eğitim, ne kitap, ne de sinema… İlk filmini 33 yaşında izleyen ve böyle bir mesleğin var olduğunu ilk defa bu yaşta keşfeden Ki-Duk, hayatında hiç kitap okumamış. “Film seyrettim ve yönetmen oldum, bir gün iyi bir roman okursam roman yazarı da olabilirim” diyen Kim ki-Duk’a göre film çekmenin en önemli maddesi yaşam. Gittiği yerlerin arka sokaklarını, insanları ve hayatı sorulama alanı olarak benimsiyor. Başarılı yönetmenin en büyük fikir kaynağı ise kadınlar, kadınların enerjisinin erkeklerden daha üstün olduğunu ve kadınlar olduğu sürece film çekmeye devam edeceğini söyleyen Kim, filmlerinde de bu görüşünü bütün olayları kadın karakterlerinin ekseni etrafına koyarak, seyirciye yansıtıyor.

Mimar Sinan Üniversitesi’ nde düzenlenen söyleşiye yine bir assolist girişi yapıp 20 dakika kadar gecikmemin ardından salonun kapıdan taştığını görmemle bütün sinirlerim alt üst oldu. Kim’in sadece sesini duyabiliyordum, onu görmeme imkan yoktu. Bulunduğum yerden olay radyo programı gibiydi. Büyük mücadeleler ve ezilme tehlikeleri altında salona sızıp Ki-Duk’u görüş alanıma soktuktan sonra kalp çarpıntımı dizginleyip, yolda gelirken merak ettiğim sorulardan en çok kafamı kurcalayanı seçip, bana söz verilmesini bekledim. Herkesin sorusunun sorulmasına vaktin yetmediği bu inanılmaz ilgili kalabalıkta ben, şanslı insanlar arasındaydım. Kim ki-Duk’u Kim ki-Duk yapan çizginin, yukarda saydığım özelliklerinin altındaki felsefesi cümle beni meraklandırıyordu. Neydi bu büyülü dünyaların hayalcisinin felsefesi? Çevirmenin maalesef çok yetersiz kaldığı söyleşide Kim, sorumun çok güzel ama bir o kadar da zor bir soru olduğunu söyledi. Genel olarak egzistansiyel sorular üzerine kurduğu fikirlerinin, "ben kimin?", "ben neden bu zamanda buradayım?", "şu an burada olmamın anlamı ne?" gibi soruları yanıtlandırma çabası içinde filmlerini çektiğini belirtti. Bir film kurgulamadan önce kameranın karşısına geçerek kendi kendine kamerayla baş başa kalıp, biraz sohbet ettiklerini söyleyen Ki-Duk, meğer; bu sohbetlerin ardından kalemi ağlatmaya başlarmış.

Söyleşide en çok dikkatimi çeken şey, yaşadığımız sistemin kalıplarının, doğrularının, kavramlarının hayatı boyunca bir parçası olmamış bu adamın rahatlığıydı. Salonda bulunan sinema öğrencileri Kim ki-Duk’un çektiği filmlerle ilgili sinemasal terimlerle tespitler yapıyor, Kim ise hiç bir tedirginlik yaşamadan bilmemenin ayıbı etiketiyle karşılaşmamasının dayanılmaz hafifliği eşliğinde, açık sözlülükle neden bahsedildiğini bilmediğini, ama çektiği filmlerde yarattığı durumları iç güdüsel olarak yaptığını, daha öncesinde metaforik anlamlar yükleyerek bu sahneleri kurgulamadığını söyledi. 

“O an canım o sahneyi çekmek istedi, yazdım, çektim, bitti. Herşey bundan ibaret.”

Söyleşinin sonunda Ki-Duk, 2011 Cannes Film Festivali’nde yine bir ödüle kavuştuğu “Arirang” filminde yer alan kore türküsünü seslendirdi. Türküyü seslendirdiği sırada “bir gün iyi bir müzik dinlersem müzisyen olurum” cümlesini kuramayacağına şahit olduk; gerçi sesiyle ilgili bir beklentiye girmememiz gerektiğini söyleşinin başında belirtmişti ancak bu benim için motive edici bir durum yaratmış oldu. Bir gün ben de bu denli başarılı bir yönetmen olup söyleşiler verirsem demek ki ben de bu sesimle şarkı söyleme hakkına kavuşabileceğim. Üstüne alkış bile alıyorsunuz, sırf bunun için bile başarının peşinden koşulur….

“Dayatılmış yaşam ve kalıplara kulak tıkanmışlık arasındaki çatışmada yine doğallık, saflık kendisini nasıl sıyırıp bilgeliğe ulaştırır”ın insan formundaki örneklerinden biridir Kim ki-Duk. O; ne bir şeyin parçası, ne çerçevelerin resmi, ne kalıpların ölçüsü…

Yalnızca sinemayı seven bir insan.

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri