22
Eylül

Pera'nın Yeni Hayaletleri...

22 Eylül 2013 Yazar: Aykırı Akademi

 

“…Bu dükkan benim babamındı, ondan önce Talya’nın, sonra onun babasının, hatta başkalarının. Bu dükkan bu kadar eskiyse Beyoğlu’nda pek çok şeyin sırrı burada olabilirdi. Kimbilir belki de karanlık dehlizlere açılan bir gizli tünel?”

       Librarie de Pera’nın son sahibi

 

Behzat Üsdiken’in ‘Pera’dan Beyoğlu’na 1840-1955’ isimli kitabında Pera’da açılan ilk kitabevinin M.J.Wick Kitabevi olduğu anlatılır. Balkon Çıkmazının köşesindeki kitapçıdan, Recaizade Mahmud Ekrem’in ‘Araba Sevdası’ isimli romanında da bahsedilmektedir.  Romanın kahramanı Bihruz bey her hafta Fransız klasiklerini almak üzere bu kitabevine gitmektedir. Üsdiken kitabevinin1875 tarihinden önce kapandığını belirtir.

Diğer bir ünlü kitabevi ise İsidor Karon’un Karon Alman Kitabevi’dir. Üsdiken kitabevinin ilk sahibi Hristodulo Konstatinidu öldükten sonra yeğeninin kitabevini okul kitapları satan bir dükkan haline getirdiğini ve adını Librarie des Ecoles koyduğunu belirtir. Bu tarihten sonra iki kez el değiştiren dükkan nihayetinde Karon’a devrolur. Üsdiken kitabevinin sahibi Karon’un temizlemeye üşendiği büyük vitrinin arkasında ve tozlu rafların arasında tembel tembel oturduğunu, Karon’un ilginç müşterileri arasında 1933 yılında Hitler Almanyasından kaçarak Türkiye’ye gelen ve üniversite öğretim üyesi olan Dr.Hirsch’in de yer aldığını anlatır kitabında. Dr. Hirsch Türkiye’ye yeni geldiği dönemde günlerden bir gün Pera’da kaldığı Postacılar Pansiyonu’na giderken kendisine bir İstanbul rehberi almak üzere Karon’un dükkanına girer. Dr.Kirsch o günden sonra Karon’un dükkanına hep uğrayacaktır.

Pera’nın en eski kitabevlerinden birisi de Plathner Kitabevi’dir. Bugünlerde hepimizin ismini duyduğu Librarie de Pera’nın eski adıdır Plathner. ‘Grand’Rue de Pera üzerinde ve Divan Edebiyatı Müzesi karşısındaki köşe başından hemen sonradır’ kitapevinin yeri. Önceleri Josef Dandrea’ya ait olan kitabevi, daha sonra 1920lerde Planther tarafından devralınır.  Hikayenin buradan sonrasının kitabevinin son sahibi Uğur Güracar’dan dinleyelim;

“…İstanbul’un işgalinin ardından aklıselim Avrupalılar, ilk iş sağlık, barınak ve kültürlerini bu yeni şehre hızla getirmeye başladılar. İşte bu esnada Almanca kitapların ithalat ve satışı için A. Plathner tarafından 20’lerde kurulur Librairie De Pera. Kısa süre sonra buralı bir Rum olan Yorgo Patriarkias’e devrolur. 1940’lara kadar Beyoğlu Kitapçısı Librairie De Pera’nın ışığını açık tutan Patriarkias, dükkanı çalışmalarını sürdürmek üzere İstanbul’da kendine uygun bir mesken aramakta olan dünyaca ünlü Bizantolog Militiadis Nomidis’e devreder.

O dönemde dünyaca ünlü bir çok Bizantolog’un İstanbul ve Galata surları üstüne çalışmalarına mekan olan Librairie De Pera, Militiadis’in ölümü üzerine önce oğlu Constantin’e oradan da onun kızkardeşi Talya’ya geçer. Sonra dükkan müdavimlerinden babama, ben de Talya’nın kucağına… Altıncı sahibidir babam dükkanın. Cumhuriyet Dönemi’nin ilk kitap müzayedesini yaparak mezat kültürüne öncülük eden Librairie De Pera, mezatlarını Pera Palas’ta yapar. Mezatlarda kurulan mini sergide kitaplara yaslanmış zibidi duruşuma baklırısa 7. sahibi de ben olacağım denilebilirdi kolaylıkla…”

 

"Monsieur lami kim mi

Dükkanı var galipdede no yirmi iki

Bilen bilir yabancı dilde kitap satar

Bir dükkan bu kadar sarı kokar

Çay kokar fincan kokar

Artık türkçe alt yazılıdır kitaplar"

Yaklaşık bir asırdır pek çok soruna göğüs geren bu ‘Sarı kokan dükkan’ın Beyoğlu’nun ‘kentsel talan’ projesinden sağ kurtulamadığını öğrendik bir süre önce. İstanbul'un ayakta kalan en eski kitapçılarından biri olan Librarie de Pera’nın son 29 yıldaki sahibi Uğur Güracar, üç yıllık hukuk mücadelesini de neredeyse kaybetmişti. Librarie de Pera’nın bulunduğu bina ihaleye çıkarılmış, ‘eski kitap’ satarak para kazanan dükkan ‘sermaye’ karşısında mağlup olmuştu elbette.

Sonbaharın erken sararan yaprakları gibi teker teker dökülüyor Pera’nın kitapçıları. Çok değil daha geçtiğimiz ay duymuştuk Robinson Crouse 389’un yardım çığlığını. Beyoğlu’na kimlik veren kitapçı malesef kirasını ödeyemiyordu.

Tüm bunlar olurken herkesin aklı Beyoğlu’ndaki diğer kitapçılara kaydı. Acaba onlar ne durumdaydı?

24.8.2013 tarihli Radikal gazetesi haberine göre Pandora, Ana, Bengi ve bir kelepir kitabevinin yer aldığı blok satılmıştı; otel yapılacaktı. Büyükparmakkapı ve Hasnun Galip sokaklarının köşesindeki ikinci derece tarihi eser olan binada inşaat iki yıl içinde başlayacaktı. Henüz kitapçılara bir tebliğ yapılmamıştı ama aynı süreci Librarie de Pera da yaşamamış mıydı?

1978 yılından bu yana arkeoloji kitapçılığının öncüsü olan Arkeopera da kültür ve sanat alanında sponsorluk yapmak isteyen güçlü kuruluşların desteğini istiyordu. Galatasaray Lisesi’nden aşağı inerken Yeniçarşı Caddesi’nde sağınızda kalan kitabevinin bulunduğu bina da otele dönüştürülecekti.

Bu kadar çok oteli kim ne yapacak, diye düşünmeden edemiyor insan. Sahi Beyoğlu’nu Beyoğlu yapan semboller birer birer ortadan kalktığında o otellerde ne için kalmaya gelecek turistler? Beton meydanları, çakma restorasyonlu AVM’leri, ultra lüx residansları görmeye mi?

Beyoğlu’nda huzursuz ruhlar dolaşmakta…

 

 


Kaynak ve Alıntılar

(1) Behzat Üsdiken, ‘Pera’dan Beyoğlu’na 1840-1955’, Akbank Yayınları

(2) 'Kör Mahallesinde Ayna Satmak', Güracar blog yazısı

(3) Radikal Gazetesi, 24.8.2013

(4) bianet.org

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri