18
Eylül

Türk Sinemasında Sansür

18 Eylül 2013 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

Yıl 1919… Savaş sonrası hükmen mağlup kabul edilen imparatorluğun gözbebeği İstanbul yaklaşık bir yıldır işgal altında. Fransız işgal kuvvetlerinin komutanı Franchet d’Esperey hayatın her alanında yasaklarını uygulatmaya çalışadursun; öncülüğünü ‘Asri Kadınlar Cemiyeti’nin yaptığı mitinglerde; Fatih, Kadıköy, Sultanahmet meydanlarında tarihi anlar yaşanıyor. Halide Edip’in başını çektiği hatipler adeta kürsüden işgal güçlerine meydan okuyor

(Bu arada, konudan bağımsız bir şekilde hoş bir anektot olması amacıyla; Direniş’i ateşleyen mitingleri başlatan ‘Asri Kadınlar Cemiyeti’nin  aslında yaş günleri ve dans partileri düzenlemek amacıyla kurulan bir dernek olduğunu da söylemek isterim.)

Tüm bunlar olurken; Türk sinemasının doğum tarihi olarak kabul edilen ‘Ayestafanos’un Yıkılışı’ belgesel filmini çeken Fuat Özkınay, işgal güçlerinin el koymasını engellemek amacıyla Malül Gaziler Cemiyeti’ne (MGC) aktarılan sinema araçlarıyla, Vezneciler’deki Edebiyat Fakultesinin önündeki boş alanda; kendisinin ilk, Türk Sianemasının ikinci konulu uzun filmini çekiyor.

Çekilen filmin ismi ‘Mürebbiye’.

Film pek çok özelliğinden dolayı Türk sinema tarihine geçecek.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın aynı isimli romanından beyazperdeye uyarlanan filmin senaryo yazarı ve yönetmeni Ahmet Fehim. 62 yaşındaki usta tiyatrocu – amatör sinema yönetmeni ve senaryo yazarı Fehim Efendi’den, ilk denemesinde tiyatroda pek çok kez oynadığı eseri filmleştirmesini istiyor Uzkınay.

Filmin kadrosu Madamme Kalitea, Verruti, Madamme Bayzar Fasulyeciyan, Behzat Butak, Raşit Rıza Samako, Şahap Rıza ve İsmail Zahit’den oluşuyor. Ahmet Fehim filmin yönetmenliği yanında Amca bey rolünü de üstleniyor. Görüntü yönetmeni ise Fuat Özkınay.

Madam Kalitea aynı zamanda Türk sinemasının ilk öpüşen kadın oyuncusu olacak. Türk sinemasının ilk döneminde müslüman kadınların rol alması beklenemeyeceğinden dolayı azınlıklar ve Beyaz Ruslar sinemada kadın ihtiyacını karşılayacaklar.

Giovanni Scognamillo, Türk sinema Tarihini anlattığı 2 ciltlik ansiklopedisinde filmin konusunu şöyle anlatıyor;

"Filmde bir Fransız yosması olan Anjel (Mme. Kalitea) sevgilisi Maksim (Verruti) ile Paris’ten İstanbul’a gelir. Otel odasında Angel’i başka bir erkekle suç üstü yakalayan Maksim, onu kovar. Angel, bir Fenk ailesinin yakın ilgisi ile, mürebbiye olarak Behri Efendi’nin (Ahmet Fehim) yalısına alınır. Kısa bir süre içinde şuh kadın yalıdaki bütün erkekleri parmağında oynatır, Behri Efendi’den ahçıbaşı Tosun Ağa’ya (Behzat Butak) kadar. Anjel’e çılgınca tutkun olan Şemi Bey (Raşit Rıza Samako) bir gece babası Behri Efendi’yi Anjel’in odasında bulur. Aynalı dolapta gizlenmiş olan Behri Efendi de Şemsi de karşı karşıya geldiklerinde heyecandan bayılırlar."

Bu arada Uzkınay bir yandan filmini çekerken bir yandan da İstanbul’daki mitingleri kayıt altına almaya çalışıyor.

‘Mürebbiye’ gösterime girdikten kısa bir süre sonra, Fransız İşgal Kuvvetleri Komutanı d’Esperey, filmin ‘aşüfte’ mürebbiyesi Anjel’in bir Fransız olmasını gerekçe göstererek filmin gösterilmesini ve Anadolu’ya gönderilmesini yasaklıyor.

Böylece Türk sineması da ilk sansürüyle karşılaşmış oluyor. Ahlaki gerekçeler öne sürülerek uygulanan bu sansürün ziyadesiyle siyasi olduğu apaçık ortada.

D’Esperey’in bu filme sansür uygulama ihtimali – ihtimalden öte bir durumken, acemi Türk sinemacılarının düşük ahlaklı birFransız kadınını konu alan bir romanı sinemaya uyarlamayı seçmesi nasıl değerlendirilmeli? Sizce bu gerçekten bilinçsizce yapılmış olabilir mi?

Nijat Özön ‘Fuat Uzkınay’ kitabında bu durumu şöyle değerlendiriyor;

“Bu yapıtın seçilmesinde bir başka etkenin, işgal altındaki bir sinemanın istilacılara karşı ‘sessiz direnmesi’ olduğu da yanılmaksızın söylenebilir. Çünkü romanın konusu, basın, tiyatro ve sinemanın sansürüne doğrudan doğruya katılmaya başlayan işgal kuvvetlerinin hoşgörmeyeceği çeşittendi: Romana adını veren kadın kahraman, bir Türk ailesine mürebbiye olarak kapılanan, ailenin bütün erkeklerini birbirine düşüren düşük ahlaklı bir Fransız yosmasıydı. Bundan dolayıdır ki, Gürpınar’ın 1898 yılında yayımlanan, alafrangalığa düşkün bazı ailelerin başlarına gelebilecek gülünç ve tehlikeli durumları anlatan bu romanı 1919 yılının İstanbul’unda, bilinçli ya da bilinçsiz, bir protesto özelliği kazanıyordu.”

 

 

 

 


Kaynaklar

(1) Giovanni Scognamillo, Metis Yayınları, Türk Sinema Tarihi, Birinci Cilt, 1896-1959

(2) Nijat Özön: Fuat Uzkınay, TSD yayınları, İstanbul 1970

(3) sinemakutuphaneleri.blogspot.com

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri